17 Eylül Adnan Menderesi Anma Programı

17 Eylül Adnan Menderes’i Anma Programı

Sayın Bakanım,

Değerli Milletvekillerimiz,

DP’li büyüklerimizin kıymetli aileleri,

Saygıdeğer misafirler,

Hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum,

Hürmetlerimi sunuyorum

Sözlerimin hemen başında,

27 Mayıs darbesi sonucunda, henüz genç sayılabilecek yaşlarda, hayatlarının en verimli dönemlerinde,   idam edilerek şehit edilen Başbakanımız Adnan Menderes’e, Dışişleri bakanımız Fatin Rüştü Zorlu’ya ve Maliye Bakanımız Hasan Polatkan’a Allah’tan Rahmet diliyorum. 

Yine bu darbe sürecinde, veya bu sürecin sonucunda  kaybettiğimiz, aralarında dönemin bakanlarından rahmetli dedem Tevfik İleri’nin de bulunduğu büyüklerimizi rahmetle ve minnetle  anıyorum. Mekanları cennet, ruhları şad olsun diyorum.

Sayın Bakanım,

Kıymetli Hazirun,

Hepimizin malumu, Demokrat Parti’nin 1950 seçimlerinde iktidara gelmesi şüphesiz Türk demokrasi tarihi açısından önemli bir dönüm noktasıdır, bir mihenk taşıdır.  50 seçimleriyle bu ülkede ilk defa doğrudan milletin seçtiği bir hükümet iş başına gelmiş, milletin hislerinin tercümanı olmuş, devleti milletinin hizmetine sunmuştur.

Demokrat Parti iktidarının icraatleri, bu memlekete kazandırdıkları, hayata geçirdiği ekonomik kalkınma, milletin huzuru ve refahı noktasında sağladığı ilerleme şüphesiz üzerinde saatlerce konuşabileceğimiz konular. Ancak detaylara hiç girmeden şunu netlikle ifade etmeliyiz: Demokrat Parti dönemi Anadolu’muzun toplumsal hafızasında bir ‘ayağa kalkış’, ilerleme ve kalkınma dönemi olarak kayda girmiştir.

Böyle bir icraat döneminde sonra, maalesef, milletin iradesini ayaklar altına alan bir darbe, bir cinnet hali, olağan seçimlere kısa bir süre kala Demokrat Parti iktidarını silah zoruyla yönetimden indirdi. 10 yıl boyunca gece gündüz bu ülke için çalışan vatan ve millet sever kadroları, zorbalıkla Yassıada’da hapsetti. Düzmece bir mahkeme ile yargıladı, ve bu yapı esasen darbe yoluyla esasen kendi ihlal etmiş olduğu anayasayı, büyüklerimizin ihlal ettiği  iftirası ile onları çeşitli cezalara mahkum etti. 

Her daim ortaya koyduğumuz şu gerçeği tekrar paylaşmak istiyoruz:

“Bu büyüklerimizi tarih mağdurlar olarak değil, muzaffer siyasetçiler ve devlet adamları” olarak not etmiştir. Zira, Demokrat Parti ile başlayan ayağa kalkış, zincirin en son ve en kuvvetli halkası olan Ak Parti ile, Sayın

Cumhurbaşkanımızın liderliğinde önemli kazanımları ortaya koymuş, ve milli iradeyi el üstünde tutan bakış ve zihniyet ülkemize egemen olmuştur.

Kıymetli Hazirun,

Türkiye’ye korkunç derecede zarar veren bu darbe sürecinin geriye dönük bir muhasebesini yaptığımızda, bir çok tespitin yanında Türk siyaseti açısından çok  önemli, ülkemizin sadece geçmişini değil, aynı zamanda geleceğini de ilgilendiren  şu gerçeği de  net bir şekilde  ortaya koymak gereklidir kanaatindeyim:

Demokrat Parti iktidarları sürecinde, bugün olduğu gibi o günlerde de ana muhalefet partisi olan CHP, maalesef ortaya koyduğu yıkıcı nefret siyaseti ile, memleketin kalkınma sürecini katkıda bulunmadığı gibi, darbe sürecine giden yolda, ve hatta darbeyi  takip eden yargılama sürecinde, menfi etki ortaya koymuş, hatta yönlendirici olmuştur.

Yapılan her işe, hayata geçirilen her projeye, doğru yanlış dinlemeden, aynen bugün olduğu gibi o günlerde de her daim karşıt olan CHP anlayışı ile ilgili olarak o günlerde  türlü türlü yalanlar ve tezviratlarla mücadele veren rahmetli dedemin bir çok kereler “Bizim ızdırabımız, muhalefetsizliktendir” dediğini biliyoruz…

Darbeye  giden süreçte ise  dünyada pek eşini görmediğimiz bu  muhalefet siyasetinin görünümü çok daha vahim ve ibretliktir. Dönemin CHP  genel başkanı meclisin kürsüsünden “Türk milleti Kore milletinden daha az haysiyetli değildir”  ve “şartlar tamam olursa ihtilal meşru olur” gibi talihsiz söylemleri dillendirmiştir. Bunun darbeciler tarafından bir yeşil ışık olarak değerlendirildiğini darbecilerin kaleme aldıkları günlüklerden anlıyoruz. Yine dönemin CHP genel başkanının, kendisini arayan darbeciye “Memleket ve millet için hayırlı bir iş yaptınız. Büyük bir iş başardınız. Mutlu ve uğurlu olmasını dilerim. Başarınız için ben sizin emrinizdeyim” dediğini biliyoruz…O dönem faaliyet gösteren bazı CHP  milletvekillerinin “toplumsal kargaşa çıkarmak için ortaya koydukları çabalar”la ilgili yine günlüklerde rastladığımız bir çok anektod mevcut.

Demokrat partiyi karalama çalışmaları ve bu siyasi iklim darbe sonrasında dahi uzun süre devam etmiş, darbe tam yirmi yıl boyunca zorla bayram olarak kutlatılmış, Demokrat Parti süreci ile ilgili – kapatılan uçak fabrikalarından tutun, topraklarından mahrum edilen köylülere kadar –  asılsız tezviratlara devam edilmiştir, ve toplumda fay hatları maalesef derinleştirilmiştir.

Sayın Bakanım,

Bizler biliyoruz ki Darbe ve Darbecilik ülkemiz açısından artık tozlu raflara kalkmıştır. 15 Temmuz Hain Darbe girişimini -Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısı ile-  kahramanca püskürtmüş olan milletimizin çok şükür darbeler ve darbeciler noktasında önemli bir hassasiyeti oluşmuş durumdadır. Bu ülkenin vesayet odakları ile yönetilmeyeceği, milletin gönlüne girmiş siyasetçilerin zorbalıkla unutturulamayacağı gerçekleri de genel kabul görmüştür.

Ancak, her daim yeniden şahitlik ettiğimiz üzere, CHP  muhalefetinin duruşu da, dili de, uslubu da maalesef değişmemiştir…

Sayın Bakanım,

Ülkenin kalkınma sürecinde, ve ilerlemesinde şüphesiz farklı merhaleler, aşamalar vardır. Bir milletin kendini yeniden keşfetmesinde, ayağa kalkmasında çeşitli km taşları vardır.

Aşılan her km taşı, yeni aşamalara kapıyı aralar, yeni aşılması gereken km taşlarına bu şekilde sıra gelmiş olur.

Özellikle son 23 yıl içerisinde, ülke olarak  altyapı noktasında önemli atılımlara imza attık, savunma sanayimizi yerlileştirdik, devlet-millet kaynaşması sağladık, vesayet odaklarını yerle yeksan ettik, ve  millet olarak özgüvenimizi yeniden inşa ettik. Ancak muhalefetteki  “sorumsuz siyaset” anlayışı kronik bir sorunsal olarak  maalesef baki kalmıştır…

İşte Türkiye olarak,  bu ilerleme mücadelesinde, tam olarak şu günlerde,  yeni bir km taşına  gelmiş durumdayız diye düşünüyorum. Altyapısını ayağa kaldıran Türkiye, artık Sn. Cumhurbaşkanımız liderliğinde, her alanda dünyanın en kuvvetli 10 devleti arasına girme iddiası ve hatta daha adil bir dünyanın inşaası hedefi  ile,  Türkiye Yüzyılı vizyonu çerçevesinde geleceğini planlamaya başlamıştır. 

Bu vizyonu hayata geçirmek için pek tabi çok yoğun bir icra süreci gerekecek, bunu biliyoruz.

Ancak  bu vizyon, bu km taşı,  Cumhurbaşkanlığımızın temennilerine atıfla  “ ülkemizi herkesin kendi yankı odasından çıkıp birbirini dinlediği, birbirini anladığı, birbirine saygı duyduğu bir yer hâline getirmek” ile mümkün olacaktır.

Dünyadaki mevcut konjektürün de bizim açımızdan güçlü bir iç cephe gerektirdiği şu ortamda,  muhalefetin artık sorumlu siyaset çizgisini benimsemesi,  millî çıkarları her şeyin üstünde tutan, tehditler karşısında tek yürek olabilen bir siyaset anlayışına, nefret siyaseti yerine sevgi siyasetini ön plana çıkaran bir anlayışa bürünmesi bu milleti bu kronikleşmiş önemli bir sorunsaldan kurtaracak,  önemli kazanımlar sağlayacaktır.

Kıymetli Hazirun,

İşte bu anlamda, inanıyorum ki, ilerleme sürecinde yeni merhalelere ulaşan Türkiye’mizin kalkınmasının hızlanması, taassuptan arınmış bir siyasi iklimin egemen kılınması açısından CHP yönetiminin 27 Mayıs sürecini, o günlerin CHPnin bu süreçte oynadığı rolü sorgulaması ve ileriye yönelik olarak çıkarımlar yapması önemlidir.

Burada muradımız pek tabi olarak geçmişe yönelik hesaplaşmalar değildir. Zira büyük ve güçlü Türkiye sevdasına düşenler olarak böyle bir lüksümüz olamaz. Ancak, geleceğe dair yeşerttiğimiz umutları sorumsuz siyaset ile soldurmaya çalışanların da yaptıklarını ve yapmadıklarını ortaya koymak durumundayız.

CHP yönetiminin Darbeleri kınamanın – ki bunu da net olarak şu ana kadar göremedik-  şehit kabirlerini ziyaret etmenin ötesine geçmesi ve özellikle 27 Mayıs sürecinde ortaya koydukları siyaset tarzlarının darbe süreçlerine ve toplumdaki yankı odalarına katkılarını görmeleri ve bunlarla yüzleşmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Kıymetli Hazirun,

Ben inanıyorum ki, Geleceğin Türkiye’sinde, bu aziz milletin yönlendirmesi ile,  Muhalefet gerçek anlamda bir muhalefet olmak,  kimlik siyaseti yerine birlik siyasetini,

kutuplaştırma siyaseti yerine bütünleştirme siyasetini,nefret siyaseti yerine sevgi siyasetini ön plana çıkarmak durumunda kalacaktır. 

Ve yine geleceğin Türkiye’sinde, bir siyasi partinin genel başkanı, toplumun %52’sine (Dolayısıyla Esasen oylarına

Talip olması gereken kitlelere) hakaret etmiş birini onur konuğu olarak konumlandırmaktan ve ağırlamaktan ar edecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum.